Söylesiler

Gümüşlük'ün Limon'u

Limon Gümüşlük

Popülaritesine rağmen bununla beslenmeyen, mizacını koruyarak Gümüşlük'ün habitatıyla uyum içinde bir lezzet ve keyif bahçesi.

Gümüşlük'ün en güzel manzaralarından birine sahip, doğayla sarmalanmış bu sıcak mekanda baktığınız her köşede ayrı bir detay ve zariflik var. Yemeklerin tazeliği ve lezzeti de aynı özenin bir parçası. Sabah'ın tazeliğiyle zengin bir kahvaltı, öğle vakitlerinde plajdan küçük bir kaçamakla tadından doyulmaz aperatifler, gün batımını taçlandıran taze kokteylleri veya dostlarla muhteşem bir akşam yemeği için Limon Gümüşlük'ün vazgeçilmez adreslerinden biri.

Ünü köyün, Türkiye'nin sınırlarını aşıp dünyaca ünlü seyahat dergilerine ulaşan Limon'un alameti farikasını bir kez de Candan Hanım'ın oğlu ve mekanın işletmecisi Canbay'dan dinledik. Canbay'a sözü bırakmadan biz kısa bir girizgah yapalım Limon'a dair;

Candan Hanım'ın asıl mesleği gazetecilik ve eşi Rıza Bey'de ünlü bir kaligraf, o dönemde İstanbul Galata'da yaşıyorlarmış. Candan Hanım'ın doğaya duyduğu özlem ve hayatına yeni bir renk katma arzusu üzerine 1995 yılında, eşi Rıza Bey ve oğlu Canbay çok sevdikleri Gümüşlük'e taşınıyorlar. Candan Hanım'ın 1995-2001 yılları arasında geçici hizmet sektörüyle ilgili; teknelerde aşçılık, Pan Club’da pastane işletmeciliği gibi çeşitli alanlarda profesyonel deneyimleri oluyor. Ardından kiralamış olduğu taş evi küçük bir pansiyona çeviriyor ve buraya gelen misafirlerini ağırlamaya başlıyor..

Hizmet etmeyi ve sunumu büyük bir keyifle yapan Candan hanım kafe hayalini gerçekleştirmek üzere 2001 yılında şuan Limon'un bulunduğu Gümüşlük'ü ağaçların arasında, tepeden gören müthiş alanda karar kılıyor. Sapa ve işletme için uygun olmadığını düşünen yakın arkadaşları ve çoğu insan da karşı çıkıp vazgeçirmek istiyor ama Candan Hanım kararına sadık kalarak, Limon'un tohumlarını ekmeye başlıyor.

Limon'un ilk günlerinden başladık sohbetimize..

Canbay: 'Aslında burada herşey zamanla şekillendi, füzyon bir şekilde büyüdü. Çevremizdeki insanların hiç bir şey talep etmeden dokunduğu çok nokta var. Hep beraber 1 hafta temizlik partisi düzenledikleri de oldu, kimi geldi resim yaptı, kimi dekoratif işlerde yardımcı oldu, tabi o zaman Gümüşlük'te böyle bir yer idi. Mesela ilk başlarda kahvaltı, zeytinyağlılar gibi soğuk mutfakta iddialıydı, zaman içinde gelişti ve zenginleşti. Şunu hatırlıyorum; ben yemekten ve içmekten keyif aldığım seyleri servis etmekten hoşlanıyorum diyordu annem. Yani köfte ve makarnanın çok esprisi olmayabilir herkes için ama bizim için vardı. Gümüşlük ve Ege kültürünü de çok okuyan araştıran biri olduğu için etrafıyla barışıkta bir mutfak oldu. Detoks, sağlıklı beslenme ve bu tür şeylere de ilgi duyuyordu, o zaman bu konuların da daha yeni yeni trend olmaya başladığı bir zamandı. O dönemde olduğu gibi mutfakta taze ve sağlıklı ürünlerin kullanılması hala çok önemli bizim için. Neticede bu bir ekip işi ama herkesin bir lidere ihtiyacı olur ve annem de burada bu noktada. Detaycı bir yapıya da sahip olduğu için kendisi de her ayrıntıyla özel olarak ilgilenir zaten.'

Bugünlere gelinmesinde bu başarının dinamiği ne oldu?

'Burada insanların evlilik, yıldönümü, çocukların doğum günlerinin kutlandığı en özel anlarını geçirdikleri günler oluyor, aynı zamanda şöyle de bir durum da var, zaten insanların şehirden kaçabildikleri çok kısa bir dönem onun için de burada geçirdikleri iki-üç saat onlar için olduğu kadar bizim için de çok kıymetli. Ambiyans tabi ki çok önemli insanların kendilerini özel hissetmeleri lazım ama bununla beraber yemek ve içki kalitesi de çok önemli hepsi bir bütün.'

Limon'da işletme biraz da sende sanırım?

'Yürütücü benim biraz ama vizyoner olan, yaratıcı kişi tabi ki annem. İşletme müdürü de diyebiliriz benim durumum için. Annemin başka sorumlulukları da var ve tabi iş büyüdükçe yükü de büyüyor bununda paylaşılması gerekiyor. Mesela annem kahvaltılarda her zaman burada olur ama akşamları olmadığı günler de olabiliyor. Ara ara arkadaş grubuyla yunanistan'a istirahate gider; gezerler, yoga yaparlar vs. Tatlı bir arkadaş grupları var. Ben de burada tam zamanlı dururum ama.'

Kaçta başlıyor servis, akış nasıl ilerliyor?

'Sabah 9:30 gibi kahvaltı servisi başlıyor, akşama kadar da a la carte devam ediyoruz akşam yemeği de genelde 24.00'da bitiyor. Ardından gece 1-2’ye kadar da barda oluyoruz, misafirlerimizin bara geçmesi halinde tabi ki daha samimi sohbetler, keyifli anlarımız oluyor ama çok geç saatlere kadar kalıp mekanı da kendimizi de yorma taraftarı da değiliz, sonuçta sabah iş devam ediyor bizim için.'

Peki kışın vakit nasıl geçiyor?

'Kışları seviyorum. Toparlanma, etme derken kapatmamız 1 Kasım'ı buluyor, Kasım zaten burada çok yumuşak bir dönem onun dışında yurtdışı ve ya bir yerlerde sağda solda olmuyorsam genelde kışı burada geçiriyorum, hızlı geçiyor bir şekilde.'

Gümüşlük'ün son yıllarda ki değişimini nasıl buluyorsun, olmayaydı iyiydi dediğin oluyor mu?

'Keşkelerin az olsun hayatında diye bir arkadaşım telkinde bulunmuştu bana, ben de aynı şekilde pek keşkeler üzerinde yaşama taraftarı değilim. Türkiye'nin de, hayatında gerçekleri var, kendi bireysel siyasetinle bir şeyler yapabiliyorsan ne ala, öteki türlü gidip hepimizin Belediye Başkanlığına oynaması lazım. İyi tarafları da var kötü tarafları da var; kalabalıklaştı bana göre hiç kötü değil bunun sebebi ticari kaygı tabiki değil, zaten bu iş başarılı olsun diye buraya gelmedim bende ama eğlence arttı insanların artması da benim hayatımı eğlenceli kıldı, şimdi bu yaptığımız sohbet bir görev değil ki, iletişiyoruz bir şekilde. Çıkıp mekanları gezdiğimde bi sürü arkadaşımı görüyorum keyif alıyorum bundan, bunlar bence çok güzel. Gönül isterdi ki altyapısı daha sağlam bir yapılaşma olsun, düzgün bir kanalizasyon sistemi olsun, elektrik direkleri olmasın ortalarda ama Türkiye'nin genel problemleri bunlar durmadan rant peşinde insanlar ve yapıcak hiç bir şey yok maalesef.'

Çocukluğunu geçirdiğin yıllardan bu güne Gümüşlük bir hayli gelişti, o döneme dair özlediğin şeyler oluyor mu? Hatırladığın detaylar var mı?

'1995 yılında Bodrum Merkez Ortaokulu’na başlamıştım, gayet bir köy hayatı vardı burada. minibüse bindiğimde; sen kimin oğlusun gibi sorular olurdu. Hatırlıyorum o zaman halk için önemli olaylardan biri pazara gitmekti, hem ticari hem gereksinim olarak. Elde tavuklarla dolmuşa binen teyzeler olurdu Cuma Pazarı’na gitmek üzere. Roman filmlerindeki gibiydi. O zamanlar böyle servisler falan yoktu minibüs vardı tabi ama 17.30'da biterdi. Sen okuldan çıkarsın 18.00'da dolmuş falan yok, çağırırdık dolmuşu; memurlar, öğrenciler, doktorlar, garsonlar binerdik hepimiz 20-25 kişi 15 kişilik dolmuşa, gayet uyumluyduk hepimiz bence yani (gülüyor). Elektrikler kesilirdi üç-dört gün gelmezdi vs. Ama çocuk olarak çok mutluydum; benim için en değerli şey dostlar, arkadaşlıklardı. Rahat rahat top oynuyorsun denize giriyorsun, tırmanıyorsun ediyorsun Galata’dan çok daha eğlenceliydi.'

Bir de küçük limon var!

Ekim ortalarında Limon Cafe'nin kapıları kapanıyor ve küçük Limon dediğimiz 'Limon Aile Lokantası' açılarak kış günlerinin buluşma noktası oluyor.. Limon'un mütevazi ve sıcak ruhunun yansımasını burada da hissediliyor.

Limon aile lokantasın açılma sebebini ise şöyle açıklıyor Canbay:

'Hayat devam ediyor bir şekilde, Limon da kış aylarında orada devam ediyor.. Vaktimizi orada geçiriyoruz bizim görmek istediğimiz, bizi görmek isteyen dostlarımızla görüşüyoruz, orada yiyip içiyoruz vs. Daha yerel bir mekan zaten annem ve Rıza da minimal insanlar bu hayatı seviyorlar, haliyle kışın da vaktimizi orada geçiriyoruz.'

http://www.limongumusluk.com