Söylesiler

Faik'in Gayvesi

Faik'in Gayvesi

Celep Ali Karakaya; köyün eski ağası nam-ı değer Koca Faik'in oğlu. Faik'in Gayvesi sıradan köy kahvelerinden değil, Gümüşlük'ün yakın tarihini omuzlamış eski bir zeytinyağı fabrikası ve Gümüşlük'ün de ilk kahvesi olma özelliğini taşıyor. Bugün'ün pazar tatili o dönemde cuma günleri yapılırmış. Hem Faik Ağa'nın yaptırdığı, köyün ilk camisinde Cuma namazına katılanlar hem de cuma günleri kurulan pazar sebebiyle işini halleden bu kahvede buluşurmuş. Günümüzde de Faik'in Gayvesi Gümüşlük'ün buluşma noktalarından biri. Genci-yaşlısı, yerlisi-turisti bir arada kahvede; oyunlar oynanır, sohbetler edilir, çay-kahve derken kardeşler köftecisi'nin muhteşem köftesi itinayla mideye indirilir.

Hal böyle olunca biz de soluğu kahvenin sahibi, eski Gümüşlük'lülerden Celep Ali'nin yanında aldık. Koca Faik'i, o günlerin Gümüşlük'ünü ve kahvenin tarihini bir de ondan dinledik; uzunca, keyifli bir sohbet oldu..

Ali abi, duyduğumuza göre köylü çok severmiş Koca Faik'i, ağaların ağası derlermiş onun için, sen nasıl anlatırsın Koca Faik'i?

Celep Ali Karakaya: 'Koca Faik, rahmetli benim babam olur, köyün ağası.. Buranın eski insanı, en eski yerlisi. Köyümüze çok şey kazandırdı; cami yaptırdı, mezarlık yeri verdi, sağlık ocağı yaptırdı, elinden geldiği, gücü yettiği kadar yardım etti halka. biz de onun yolunda, yaptıklarının onda birini yapabilmek için çalışıyoruz. Yapabildiğimiz kadar tabi gücümüz, bütçemize göre. o zamanlar köyün ağasıydı, bir insan evlenecek olsa; nişanlar, düğünler ne varsa katkıda bulunur, herkese yardımcı olurdu.'

Faik'in Gayvesi

Peki kahve ne zamandır faaliyette?

Celep Ali Karakaya: 'Burası eskiden zeytinyağı fabrikasıydı, turizm gelince fabrikayı kapatmak zorunda kaldılar zaten fabrikadan çıkan atık yağ da denize dökülüyordu, deniz kirleniyordu. Esasen bütün bizim köylümüz; arazilerine, bağlarına bahçelerine bakmaz oldu; zeytin de olmayınca biz de kalktık gari fabrikanın altını restoran, üstünü de otel yaptık şuan da o şekilde devam ediyor, otuz yılı aşmıştır.. Ben oniki yaşından beri hayvancılıkla uğraşırım, büyük baş küçük baş hayvanımız, bağımız, bahçemiz bize bıraktığı, emanet ettiği ne varsa elimizden geleni yapmak için, çalışıp, çabalıyoruz işte.'

Ali abi çocukluk dostlarıyla tanıştırıyor, Abidin ve Özcan abi.. Hep beraber devam ediyoruz sohbete..

Celep Ali Karakaya: 'Özcan; arkadaşım Abidin'in abisi. analarımız kardeş, babalarımız kardeş bizde büyük dost ve kardeşiz. Otuz yıl evvel her Cuma günü pazar kurulur, ardından burada bir tane kuzu keserdik, köyün tek kahvesiydi burası köyün beyleri, efeleri, namaz niyaz insanı kim varsa gelirdi babamın yaptırdığı camiye. Cami çıkışı keser dağıtırdık etleri.'

Özcan Sertkaya: 'O zaman Pazar tatili Cuma günleri olurdu. Bodrum pazarı Cuma kurulurdu. Deveci; buradan kalkıp gidermiş, Bodrum'dan şeker, pirinç getirmek için.'

Faik'in Gayvesi

Abidin Sertkaya: 'Bodrum'a sabah ezanında çıkarlarmış pazara, öğlene doğru varırlarmış annemler. Araba nerede araba..'

Celep Ali Karakaya: 'Geceye kalınmazdı domuzdan, çakaldan geçilmezdi yol. Bodrum'dan buraya yedi saatte yürüyerek hayvanları getirmişliğim var. Geldi iki tanesi Dereköy'de çöktü, iki tanesi Peksimet'te. Sabah döndük, topladık hepsini. Düşün.. Yayan.. Yedi saat. Eğer hayvanlar yaşlıysa daha da uzun sürerdi. Yol toprak, araba yook..'

Ali abi peki Gümüşlük'lüleri nasıl anlatırsın?

Celep Ali Karakaya: 'Bizim köyümüzün insanı çok misafirperverdir, gelen insan ne aç kalırdı, ne açık. Diyelim uzak yoldan geldin, saatte geç olmuş.. Başka yer olsa; Turgutreis, Yalıkavak kahvelerinde mesela kahveyi kapatıyorum arkadaş başının çaresine bak der, giderlerdi. Bizim burada arkadaş sen nereye gidiyon, du bakam denilirdi. Eve gider ne varsa, allah ne verdi ise toplar getirir, yidirirlerdi. Eve gelirse evine de götürür, misafir ederdi. Mesela arpa, buğday ederdik üç-beş aya toplanır, biçilirdi bugün benimkisi yarın seninkisi. Bizim bu Eski Karakaya Köyü'nde dağdan çıkan çok güzel bir su vardır, o suyu imece usulü beşer, onar metre kaza kaza getirdik buraya kadar hepberaber.'

Karakaya dağların eteğinde çok güzel bir köy.. Oraya yerleşim ne zaman başladı, nasıl işliyordu hayat Eski Karakaya'da?

Celep Ali Karakaya: 'Gümüşlük çok eski, 600 senelik memlekettir. Bizim dedelerimiz yörüktür, Sarıkeçili Yörükler derler. Dedelerimizin son durağı eski Karakaya Köyü olmuş. Karakaya Köyü'nden buraya bakarsan Yalı görülür, buradan oraya bakarsan göremezsin işte öyle bir yer. Eskiden yunanlılar gelirmiş Türk'lere zulüm ederlermiş, eşkiyalar olurmuş, tehlikeliymiş buralar. Gece Karakaya'da kalıp, sabah eşeğine, atına binen gelir bağıyla, tarlasıyla ilgilenir akşam gün batarken de gidermiş.'

Faik'in Gayvesi

Özcan Sertkaya: 'Buralarda kimse oturmuyormuş o zamanlar.'

Celep Ali Karakaya: 'İn-cin yok. Sonrasında yunanlılar, munanlılar barış olmuş ya zamanında.. Yunanlılar buraya gelmiş, bizimkiler gitmiş balıkçılarla arkadaşlık doğmuş. Gel-git yapmışlar hep, babam da çok gitmiştir mesela. Biz gavur deriz onlara, gavurlar gelip hayvan çalıp gitmişler bir gün, sonra babamlar gidivermiş peşlerinden Yunanistan'a yakalamışlar orada bunları.. Mahkeme yapmışlar orada.'

Tarım, hayvancılık ve süngercilik köyün geçim kaynaklarından. Tarım ve hayvancılıktan bahsettik, süngercilik biraz da kapalı kutu gibi hatırladığınız anılar var mı süngercilerle ilgili?

Özcan Sertkaya: 'Babam ve onun kardeşi Abidin süngercilik yapıyorlardı. Tarla işiyle uğraşmayan, süngercilik yaparmış zaten. Babam Yunanistan'a gittiği zaman kırmızı halı sererlermiş iskeleden restoranlara kadar. 1. sınıf dalgıçtı 25-30 metre dalardı zamanında.'

Abidin Sertkaya: 'O zamanlar en çok sünger ve mandalin işinde para vardı. Eskiden çoğunlukla askerden gelen gençler süngere giderlermiş. Pompa basılan havayla formayla, Bodrum su altı müzesinde de var hatta o kıyafetler.'

Faik'in Gayvesi

Özcan Sertkaya: 'Ama hep sarhoş dalarmış, bir gün arkadaşıyla iddiaya giriyorlar yine sarhoşken, 35 metreye daldı, o gün vurgun yedi. 1952 senesinde.'

Celep Ali Karakaya: 'O günden sonra bakkal dükkanı açtı Hüseyin amca. vural kaptan vardı bizim, İzmir'e gider, gelir seslenirdi; 'Hüseyin dayıı, kara Hüseyiin sana şeker getirdim, pirinç getirdim' diye. Çuvalla getirir koyardı bakkala, sende gücüne göre paran varsa 1 kilo yoksa 250 gram alır giderdin evine.'

Özcan Sertkaya: 'Bizim aileden çok insan vurgun yiyerek öldü. Babam bunlar da dalgıç olacak diye 1962 yılında İzmir'e götürdü bizi, oraya yerleştik.'

Abidin Sertkaya: 'Kıyıdan bir girerlerdi; sünger, balık elleri kolları dolu gelirlerdi.'

Celep Ali Karakaya: 'Sonraa.. Buradan eskiden İstanbul'a gemiyle mandalin giderdi. Büyük şirin teknesi vardı, küçük şirin vardıı.. Hey gidi günler.'

Faik'in Gayvesi

Abidin Sertkaya: 'Laz takaları yanışırdı. Büyüklü küçüklü hepsi tahtadan, onlarla giderlerdi. O günler de Yalı'da kimse yoktu.. Turist aile gelir, dalar ederlerdi o zamanlar. Her sene aynı aile gelirdi. Kim bilir neler kaçırdılar buralardan, dalış yasağı yoktu o zaman.'

Celep Ali Karakaya: 'Tavşan adasına çadır kurarlardı, biz küçüktük on yaşlarında, çürük yumurta satardık onlara (gülüyor). Bakkala gelirlerdi yumurta almaya, yumurta yok bakkalda. Biz gidip satardık sonra onlara yumurtaları. Aynı aile gelirdi sürekli. Gel zaman, git zaman iki aile oldular, üç oldular, onların çocukları oldu.. hep gelirlerdi.'