Söylesiler

Aşağı kahvede Dereköy sohbeti

Dereköy Aşağı Kahve

Çaylarımız gelmeden Mustafa Dayı konuya girmişti bile. 'Taa 40'lı yıllarda mera idi buralar (aşağı kahvenin arkasını kastediyor) o dönem öğretmenlere arazi ve Bodrum'a gidip gelmek için at verdiler, biz okula giderdik o dönem. Cumartesi oldu muydu haydut köklerini kazardık öğlene kadar çalıştırırdı öğretmenler bizi. Daha ilerlerde Yahşi Köyü vardı oraya kadar yol getirdiler Bodrum'dan. Oradan sonra yok. Hasta masta olsa, ya oralara kadar götürecen ya da doktor alacak. Neler geçirdik.'

Kahve'nin sahibi Abdullah abi: Ben varım, burada daha büyüklerimiz var, buyrun sohbete girin.

Ardından Mustafa Dayı, Mehmet ve Erdoğan abiyle birer kez daha selamlaştık ve başladık yerel tarihi onlardan dinlemeye.

Girişi Erdoğan Abi yaptı: 'Bu köylerde çok nüfüs yoktu o zaman, herkes çalışırdı ekilir biçilirdi arpa-buğday ekerdik, hayvancılık yapılırdı. Mandalin yoktu o dönemler 40'lı yıllardan sonra geldi Mandalin buralara. Mesela eski zamanlarda yerleşim hep yukarı bölgelerde olurdu sahilde olmazdı. Korsanlar, eşkiyalar olurdu çünkü. Benim bu bahsettiğim 80-90 sene evvel tabi, duyduğumuz şeyler. Kavakdere'nin, dedelerin üst bölgesinde de çok kalıntılar var, bi sürü mezar var onlar da atalarımız oluyor tabi. Kazı mazı diye mahvettiler oraları. Kendi araştırdığım kadarıyla yine eski zamanlardan; yukarıda mandıra adlı yerleşimden kırk arap atlı inermiş Cuma'ya, artık kökenlileri mi arap, atları mı bilinmez. Mesela bu caminin altında da cami vardı adı araplar camii idi. Tabi bunlarla ilgili yazılı tarih yok; bizim milletin öyle karnı doymamış ki hani oturup bir şey yazayım, edeyim. Bunlar hep ağızdan, kulaktan aktarılarak gelen şeyler.'

Mustafa Dayı: 'Köyün ağzında, yukarı doğru Seyitgazi kuyusu vardır mesela Bosnalı'larla çatışmış gelmiş. Adamın takati bitmiş ağacın dibine gelmiş oturmuş, su içmiş. Orada çok güzel su vardır şimdi. Çok uzun zaman avcılık yaptığım için buraların, dağların heryerini bilirim. Bu Yunan adalarında da Hasırlı Dayı vardı mesela çok meşhur şarapları olurdu onun. Biz çocuktuk tabi o zaman şimdi 82 yaşındayım babamdan bilirim bunları da.'

'Eskiden; kahve, tütün çay kaçakçılığı da buranın gelir kaynaklarındandı.' diye ekliyor Mehmet abi.

Erdoğan abi devam ediyor: '1957-1958 yıllarına kadar 15 günde bir Cumhuriyet, Dumlupınar gibi vapurlar gelirdi kömürlüydü de her halde onlar. O zamanlar ulaşım yok, doktor yok, eczane yok; e kapalı ekonomi. Tabi memlekette harp havasında olduğu için yokluk var, kaçakçılık haliyle var. 1965'li yıllara kadar daha birçok şeyin yeni yeni gelmeye başladığını biliyorum, ben çocuktum o zaman. 1955'li yıllarda 15-20 günlük biriken işte iki Hürriyet, bir Cumhuriyet gazete gönderilirdi karşı adaya, oradaki Türklere. Oradan da o zamanın hastalığıyla sıtmanın ilacı haplar gelirdi. Zaten azıcık başı ağrıyan bile onu içiyordu iyi gelirse gelir, gelmezse de ölür giderdin.'

Konu değişime geliyor.

Mehmet abi: 'Eskiden Dereköy'ü kim bilirdi, Bodrum'u bile bilmezlerdi biz askerken. Bodrum'luyuz dediğimizde evin alt katı anlarlardı. '

Mustafa dayı anlatıyor: '1951 ya da 1952 yılında Marshall yardımı oldu Amerika'dan bize motorlar verdiler su çıkartmak için. Eskiden eşekle, atla dolap çevirir çıkarılırdı tabi motor gelince iş kolaylaştı, herkes bahçe yaptı. Mandalin o zaman çok paraydı bizim kalkınmamız böyle oldu yoksa yazın kimse kalmazdı köyde herkes Milas'a gider, tütün işine girerlerdi. Artık bahçeler olsa bile mandalin para etmez oldu hep zararına.'

Eski fotoğrafları soruyoruz Erdoğan abi gülüyor.

Erdoğan abi: 'Bodrum'da iki bilemedin üç kişide vardı perdeli makine. Çok güneşte 12 saniye, az güneşte 8 saniyeye kadar sayarlardı. Sayma kısmı içinde okuyorum güzel çıksın diye derlerdi bulmuşlardı kendilerine göre yöntemini. Sonra buraya Robert adında yabancı bir gazeteci geldi o da Cevat Şakir gibi kendi çorbasını çıkarırken çok konuda da faydası oldu, yaptığı röportajlar Avrupa basınında çıktı. Mesela bende de vardı fotoğraf makinesi ama çekemezdim sırtında taşımaya utanırdın o zamanlar sen kimsin de fotoğraf makinesiyle geziyorsun derlerdi, gözlük takan bile aşağılanırdı. Yani o günlerde bunlar da yaşandı çok eski olaylar da değil aslında 1960'lar döneminde. Şimdi Bodrum bu hale geldiyse. Herkes kendine göre konuşuyor kimisi gülerek, kimisi gülmeyerek yok efendim Bodrum'lular satmışlarda şu olmuş bu olmuş. Havaalanı olmasaydı kim gelecekti Bodrum'a? Olurdu da bu kadar olmazdı.'

Mustafa dayı son hatırında kalanları da paylaşıyor: '1940 civarı adalarda savaş vardı radyoyu o zaman görmüştük ilk Kara Mehmet alıp gelmişti, bataryayla çalışırdı. Bataryayı da rakı şişelerini keserek zeytinyağı ve ya gaz yağını ısıtır suya batırarak çatlatılır, çinkosu erimiş bozulan pillerle birlikte kullanılırdı. Almanlar bir gün çıkmış Yunanistan'a doğru geliyormuş haberini almıştık sonra gördük buradan bombardımanları. Türk mü, Yunan mı sorup Türk'lere dokunmazlarmış. Dayımın bahçesine el koymuşlar hiç korkma demişler bir düşen meyveyi bile yiyemezler. Kendi bahçeleri gibi bakar temizlerlermiş. Bir de adalarda savaş olduğunda bütün köy toplanır havadis dinlerdik, izlerdik buradan.'

Dereköy'ün misafirperver ev sahiplerinden; Abdullah Yırtıcı, Mustafa Keskin, Erdoğan Cingöz ve Mehmet Özgüvenlik'e değerli anılarını bizimle paylaştıkları için teşekkürü borç biliriz.